Mustafa Kemal Atatürk,Atatürk Şiirleri,Atatürkün Hayatı,Kemalist

Geçmişte Kemalist İz Bırakırken,Geleceğe Kemalist Adımlar Atıyoruz,Çünkü; Bizler Kemalistiz..
  • Hoş Geldiniz !..
  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli Yerlerin Doldurulmasi Zorunludur.
  •    Sizde Kemalist İz Platformuna Üye Olun ..
Şuan Buradasınız: ANA SAYFA ZİYARETÇİ DEFTERİ

ZİYARETÇİ DEFTERİ

ZİYARETÇİ DEFTERİNE YAZZİYARETÇİ DEFTERİNE YAZ:



Tahir ÇALGÜNER     23 Ağustos 2010 21:26 |
Tahir ÇALGÜNER

Kemalizm mi? Atatürkçülük mü?


Bu makale, aslında itiraf etmek gerekir ki, biraz zamansız yazıldı. Ne
"sağ"cıların, nede solcuların hatta anadan babadan kalma yöntemlerle "solculuk"
yapan "sahte sosyalistlerin" üzerine alınması ve de "anlaması" beklentisi içinde

değiliz. Gelecekte, "Mülkiyeden (!) birileri çıkar da "Gerçek Kemalist'lerin
akılları neredeydi denildiğinde, vereceğimiz bir cevabın olması açısından bu
makalenin sadece kayıtlara girmesi temel amacım. İşte o zamana kadar, önce
'Atatürk' yerine "Mustafa Kemal", sonra da "Atatürkçülük" yerine "Kemalizm"
kavramını kullanmaya devam edeceğim. (Hem biçim, hem de içerik olarak! ).

Önce 1923 Kemalizm Tanımlaması:
Kemalizm ;, Aydınlanma döneminin ürünü olan sağ ve sol evrensel değerleri aynı
anda kapsayan ve her iki değerler kümesini tek bir ulusal devlet potasında
içselleştiren, anti emperyalîst (bağımsız) yeni bir paradigmanın adıdır.
Kemalizm "Demokrasi" yerine rahatlıkla kullanılabilir. Kemalizm, Türk devriminin

bir ürünü olup, döneminin çok ötesinde "akılcı"(pozitivist) paradigmayı da
içeren bir "üst bilinç" devrimidir. Kesinlikle, Kemalizm bir üçüncü yol olması
nedeniyle Sosyalizme ( salt sosyalizm ) eşlenemez ve de indirgenemez. Kemalizm,
bir ideoloji olmasının yanında,yurttaşlık bilincini de içeren, düşünsel bir
paradigmanın 'bütüncül' (holistik) adıdır da aynı zamanda... Bilimsel Kemalizm,
özgün bir ekonomik doktirin ile de temellendirilmiştir ve iktidarı hedefler.

Nadir Nadi'nin Varsayımı;
"Solcu!! bir gazetenin kurucularından olan Nadir Nadi, "Ben Atatürkçü değilim"
adlı kitabında yıllardır vurguladığı bir cümlesi çok ilginçtir. Aynen
aktarıyorum; "Devrim ilkelerini, ( Kemalizm'i kastediyor 1920-1938 kasım) dimdik

ayakta tutmaya karar vermediğimiz surece çok partili demokratik rejimin
yurdumuzda yaşamasına olanak yoktur.

İlk bakışta şirin gözüken bu varsayımın, orijinal Kemalizm tanımlaması ile
karşılaştırdığında; hem teorik olarak hem de pratikte gerçekleştirilmesi
konusunda bazı mantıksal zorlukları vardır.

Şöyle ki;
1- Kemalist bir parti veya örgütlenme Sağ ve Sol düşünsel motifleri zaten
içeriyor ve içselleştiriyorsa, bunun yanında çok partili bir demokratik rejimde
yer alan

"Sağ ve Sol" partilerin kurulmasına gerek kalmayabilir. Kısacası; "Solculuk ve
"Sağ"cılık oyunu Kemalizm ve ilkelerinin hayata geçirilmesinde başlı başına bir
engel

haline gelebilir. Bu iki indirgenmiş ve parcacı yapılanma, Kemalizm kavramına
sahip çıkmada ve

benimsemede istekli olamayabilir. Her ne kadar yürekten! savunsalar da ! bazı
okları işlerine gelmeyebilir.

2- Zaten yaşanan olaylar ve Türkiye'nin geldiği nokta, Mustafa Kemal'in
"Kemalizm" çizgisinden çok uzaktır. Acaba varılan bu noktada, aksaklığın nedeni
sadece gericiler (dinciler) veya ikinci Cumhuriyetçiler midir ?

Bu noktada, temel hata şudur; "Kemalizm" yanlış yorumlanmakta yada işlerine
geldikleri gibi yorumlanılmaktadır. Hem "Atatürkçülük"! adı altında Kemalizm'i
dışlayan hem de aynı zamanda "Mustafa Kemale sahip çıkan (Sağ) ve (Sol) daki bu
anlamsız kutuplaşmanın aslında demokrasimiz açısından "patolojik" ve samimi
olmayan yan bir durum olarak yorumlanmaması için hiçbir neden yoktur. Zaten, bu
konuları çok iyi bilen Nadir Nadi'de "Ben Atatürkçü Değilim" derken şakayla
karışık acaba doğru mu söylüyordu diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Bir yol ayırımı:
"Salt" Sol'un, Kemalizm'i nasıl yorumlayarak "eklektik" bir yama gibi programına

yapıştırdığı Murat ÖNER 'in kitabında vurgulanıyor.

CHP'nin "post" kavgası yaşadığı birinci kurultayında şu tanımlama yapılmaktadır.

"Kurtuluş Savaşı, Batı kapitalizmine (?) emperyalizme karşı yapılmıştı. Bu
niteliğiyle, CHP sol bir parti idi" denilmektedir. Böylelikle "Ortanın
Solu"ndan, "Sol'a doğru kayış (yayılmacılık) başlamıştır.

Kemalist Devrimin sürdüğü 1938 Kasımına kadar geçen süre incelendiğinde
görülecektir kî; Zaten toplumsal yapıda bir işçi sınıfı yoktur. Dolayısıyla,
olmayan bir kesimin haklarını savunmayı "Sol"culuk olarak yorumlayan Kemalizm
kendisi değil, bizzat dönemin (CHP) yönetimidir. Solculuk kırk yıllık bir
politika olarak Kemalizm ile özdeşleştirilmiştir. (Tarih 1965) Kısacası pusula
şaşmıştır.

Çözüm: Yeniden Kemalizm
Kuvâyi Milliye ruhuna temelli "Kemalizm"in bir şubesi olarak çalışan CHP
yönetimi şunu iyi bilmelidir ki ; Ana bayii "Kemalizm"dir. Şubenin faaliyetine
istediği ve istendiği zaman son verilebilir. Görüleceği üzere, ben salt
"Sol'cuyum veya Sağcıyım diyen bir zihniyetin Kemalistliğinden şüphe etmek
gerekir. Kaldı ki, zaten bu kesimler nedense Atatürkçülük yapmayı "Kemalizm'e"
tercih etmektedirler. Günümüzde, bazı ileri derece zekalı Solcuların!, Atatürkçü

parti enflasyonu yaşanan bir ülkede yeni bir 'Atatürkçü parti kurulmalıdır!'
savlarını ise gülünç buluyorum.

Mustafa Kemal'in Leninden daha akıllı ve vizyonu geniş bir lider olduğu zaten
bilinen bir olgudur. Çağdaşının dün heykeli yıkılırken, Mustafa Kemal'in bugün
dimdik ayakta kalmasının temel nedeni budur.

Mustafâ Kemal "salt" sosyalizmi bir model olarak benimsememiştir. Üretim
açısından getirdiği modeli yeterli görmediği gibi birey hak ve özgürlüklerini,
demokrasiyi içermemesini de ülke amaçlarına uygun bulmuyordu. Devletçilik ve
Halkçılık ilkeleri Mustafa Kemal'in "ılımlı toplumculuk" fikrini yansıtmaktadır.

(Kışlalı, 1994). Avrupa Birliğinin Kemalizm raporuna göre Yeni Atatürkçülüğün
Sol - Kemalist geleneğin izlerini taşıyan yoğun bir anti emperyalist vurguda
olduğu belirtilmektedir. Belirtmeliyiz ki; sivil toplum kuruluşları arasında
yapılan bu anket çalışmasının "gerçek Kemalistleri" örneklem kümesine almaması
istatistik bilimi terimiyle söylersek büyük bir standart sapma verir.
(Araştırmanın hata payı büyüktür.)

Günümüzde işçi (emek) kesimi içinde geçerli olabilecek bir görüşü; Mustafa
Kemal, çiftçiler için zamanında şöyle dile getirmektedir; Milletimizin %80'i
çiftçidir. Öyleyse Halk Fırkası dendiğinde bu asıl kitle kastedilmektedir.
Yalnız çiftçilerim ve köylülerin haklarını sağlamak için öbür sınıflara karşı
parti mi kuracağız.? HAYIR. Köylünün düşmanı olabilecek olanlar kimlerdir.? Çok
çiftlikleri ve geniş toprakları olan insanlardır. Oysa, arkadaşlar bizim
ülkemizde böyle geniş toprakları olan kaç kişidir.? Ve acaba mevcut olan geniş
toprak ve çiftlik sahipleri düzeyinde her köylüye toprak vermek için ülkemizin
toprakları yetmez mi? bu cümle aslında, Kemalizm'in, ideolojiler yelpazesinde
nerede olduğunun açık bir göstergesidir. (Tabii ki anlayana!).Bir problemi , onu

yaratan bilinç düzeyi ile çözemezsiniz.Kemalist bir bılınç düzlemini,
iliklerimize kadar inen şekilde algılamamızı sağlayacak noktada
içselleştirmeliyiz.

Atatürkçüleştirilen bir Kemalizm, Kemalizm değildir. Aklın ve yüreğin, TEK ve
bütünsel ideolojisi, sivil toplum ve toplumsal örgütlerin çoğulculuğu ve
iktidarı denetlemesi, ihtiyacımız olan budur. Böylelikle, adeta bir "kooperatif
demokrasisi" içinde yönetilen idealist olmayan sivil toplum (dışı) örgütlerde
partilerin müştemilatı olmaktan kurtulur.

Böylelikle, sivil toplum örgütleri de Parti yandaşlığından, demokrasi
yandaşlığına doğru Kemalist iktidarı ve toplumu denetleyen ve çağcıl alternatif
çözüm üreten, gerçek "demokratik toplumsal mevziler" olarak gelişebilirler.
Çoğulculuk ve çok sesli siyasi yaşam, sivil toplum örgütleri ve iktidar
arasındaki karşılıklı etkileşime dayalı olarak gerçekleştirilmelidir.

Ahmet Taner Kışlalı' nın ifadeleriyle; "ölümünün 67. yıl dönümünde (Sağ) dan ve
(Sol) dan (!) en aşağılık saldırıların üzerinde yoğunlaştığı bir "diktatörü" (!)

en içten saygı ve sevgilerimle anıyorum. (Hatırlıyorum)

GENÇLİK, hitabendeki üzerini son kertede karaladığın son cümlenin anlamını ve
mesajını çok iyi biliyor!

Bilimsel Sosyalizme ve / veya Neo - liberalizme giden yolda Kemalizmi, İstanbula

giden varan otobüslerinin Bolu dağındaki konaklama tesisi olarak algılayan
kişilere de, Kemalizmin, iktidarı hedefleyen bir varış (destination) noktası
olduğunu da bu vesile ile hatırlatmak gerekebilir..

Kemalizm, güncel düşünsel bir ideoloji olmanın yanında bilimsel, hedefsel ve
aynı zamanda bütünsel bir bilme biçimidir.

A.B nin oynak ve Türkiyeyi dışlayan dış politikası ile Kemalizmin maalesef iç
kamuoyumuzda yaşadığı bu zorlu engelleme (uyum) süreci ve varoluş mücadelesi
aslında benzer kaderi paylasan iki sevgili gibi.

Bu açıdan; Tam Kemalist bir iktidar, hem Türkiyenin hem de A.B nin yolunu açması

açısından da varılması gereken samimi bir iktidar hedefi olarak görülmesi
gerekir. Aksi takdirde; Kemalizmi,ve Türkiyeyi

dışlamanın dayanılmaz kompleksi içinde, AB ve Türkiye daima birbirinin varlık
alanı dışında kalmaya mahkumdur.

Ağaçlara bakmaktan, ormanın güzelliğini göremeyen, Türkiye'deki dogmatik "Sol"
ve "Sağ" kemikleşmiş maskeli kafalara ve Bürüksel e sevgilerimle...

Tahir ÇALGÜNER -


Kaynakça: 1) Kışlalı, A., "Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi" İmge yayınevi 3.
baskı 1994

2) Nadir. N., "Ben Atatürkçü değilim" Çağdaş yayıncılık 1996. 13. baskı
3) Öner, M., "Bir yol Ayırımı" 1976 Orkide basımevi.

İbrahim ERDOĞAN     20 Ağustos 2010 23:50 | İSTANBUL
Arkadaşlar uzun zaman kemalist-iz.com a yazamadım biraz olsun dökmek isterim içimi. Canım ülkemde şöyle bir bakıyorum hergün işe gelip giderken ellerinde broşür birinde "evet" işte şu yüzden evet diğer tarafta "hayır" işte şu yüzden hayır gibi bir süre şeyler dağıtılıyor. Ben neye inanacağımı çok iyi bilirim ama her şeyi insan bir sorgulaması gerekir. Hangi taraftaysanız gözü kapalı karar vermeyin biraz araştırın. Vereceğimiz her bir oy paha biçilemez gibi görünki doğru yola gitsin. Ben ise araştırdım şunlar şunlar olacak olmayacak demeyceğim merak etmeyin. Sadece mevcut hükümeti tebrik ediyorum HAYIR'lı işler diyorum.

    18 Ağustos 2010 17:05 |
Rıza Türmen rturmen@milliyet.com.tr
rturmen@milliyet.com.tr

Anayasa değişikliği - 4
00:48 | 16 Ağustos 2010


Iyonya’lı filozof Herakleitos “Gözler daha şaşmaz tanıklardır kulaklardan” diyor. Son anayasa değişikliklerini de duyduklarımızla değil, okuyarak değerlendirmeliyiz.
Sayın Başbakan’ın geçenlerde de belirttiği gibi, Hükümet yargıya kızgın. Bazı kararları Hükümet’i “çıldırtıyor”. O nedenle, Hükümet yargıyı denetimi altına almak istiyor. Referandumun gerçek konusu bu. Ancak referandumda “yargı bağımsız mı olsun, bağımlı mı olsun” diye bir soru sorulamayacağından, bu soru üstü örtülerle örtülerek referanduma sunulmakta.
Sorunun üstünde iki türlü örtü var: Birinci örtü yargıya ilişkin maddelerin içinde. Örneğin, HSYK ile ilgili temel sorun Adalet Bakanı’nın başkanlığı ve müsteşarın üyeliği. Bakan ve müsteşar öyle yetkilerle donatılmış ki, HSYK’nın Adalet Bakanı’nın istemediği bir karar alması olanaksız. Anayasa değişiklikleri ile bu durum pekiştiriliyor. Maddede olumlu öğeler de var. Örneğin üye sayısı 22’ye çıkarılıyor. Adalet Bakanı’nın dairelerin toplantılarına katılmaması öngörülüyor v.b. Ama bunların hiçbiri Bakan’ın HSYK üzerinde sahip olduğu yetkilerle ilgili değil.
Anayasa Mahkemesi için de böyle. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının tanınmasi olumlu bir gelişme. Ama bu Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirilerek Hükümet’e yandaş bir çizgiye çekilmesi olgusunu etkilemiyor.
İkinci örtü, değişiklik paketinin genelinde. Pakette, ilke olarak olumlu görülebilecek maddeler var. Bütün maddeler üzerinde tek bir oylama yapılacağından, insanların “benim için ombudsman kurulması ya da çocukların şiddete karşı korunması o denli önemli ki, varsın yargı da bağımsız olmasın” diyecekleri, ya da örtüler altına saklanan, yargı bağımsızlığına son veren önlemleri görmeyecekleri düşünülüyor.
Bütün bu sakıncalara karşın, referandumdan “evet” çıkarsa bunun sonucu ne olur?
“Evet” sonucu, yargının bağımsızlığını yitirmesine, iktidar üstündeki yargı denetiminin ortadan kalkmasına yol açar. AKP iktidarı, Meclis’te seçilmiş bir çoğunluğa sahip olmanın demokrasi için yeterli olduğu gibi bir anlayışa sahip. Oysa günümüzde demokrasi, hem çoğunlukça seçilmiş iktidarı, hem de bu iktidarın keyfi davranmasını önleyecek sınırlandırmaları içinde barındırmakta. AKP bir yandan, bütün kurumları kendine bağlayarak iktidarı tek bir elde toplamakta, öte yandan basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, özel yaşamın gizliliği gibi bireysel hak ve özgürlüklerin sınırlarını daraltarak otoriter bir rejime doğru kaymakta. Yargı denetimi ortadan kalkınca, her türlü hukuksal sınırlamadan kurtulmuş bir AKP iktidarında bu süreç hızlanacak.
Özgürlükçü demokrasilerde bağımsız yargı, bireysel hak ve özgürlüklerin güvencesi. Yargı bağımsızlığının ortadan kalkması, bireyleri iktidarin keyfi davranışlarına karşı korumasız bırakacak.
Etkili bir anayasal denetim, muhalefet ve azınlık için çoğunluğun tahakkümüne karşı önemli bir hukuksal fren. Anayasa Mahkemesi’nin iktidar çizgisine çekilmesi, muhalefetin elinden bu aracı alacak. Azınlğı çoğunluğa karşı korumasız bırakacak.
Yargının iktidarın denetiminde olması, bireylerin gündelik yaşamlarını da etkileyecek. Bireyin idareye karşı açtığı, ya da iktidara yakın kişilerle ilgili davalarda, yargıçların mesleki kaygılardan uzak karar vermeleri güçleşecek.
Demokrasi, siyasetin hukuksallaşmasına yol açar. Siyasal mücadelenin hukukun sınırları içinde yapılmasını, siyasal düzeyde çözülemeyen siyasal anlaşmazlıkların yargı yoluyla çözülmesini sağlar. Böylelikle siyasetin sokağa dökülmesini önler. Yargının bu rolü ortadan kalkarsa, siyasal mücadelenin sokağa dökülmesi, şiddetin siyasal mücadele aracı haline gelmesi tehlikesi doğacak.
Referandumdan “evet” çıkması yeni bir anayasa yapılmasını güçleştirecek. Yeni bir anayasa yapılması girişimleri, halkın iradesiyle kabul edilmiş anayasa paketini değiştirme çabaları olarak görülecek. Bir sonraki aşama, Türkiye’ye başkanlık rejimini getiren anayasa değişikliği olacak. Buna karşılık, referandum “hayır”la sonuçlanırsa yeni bir anayasanın önü açılacak.
Seçim çok açık. Daha demokratik, daha özgür, hukuk devletinin geçerli olduğu bir Türkiye için “hayır” oyu vermek gerekiyor.

Murat MOLU     24 Temmuz 2010 15:35 |
Lozan Barış Antlaşması'nın 87.yıldönümünde İsmet Paşa'yı ve ATATÜRK'Ü saygı ve minnetle anıyoruz.

Murat MOLU     17 Temmuz 2010 02:58 |

rturmen@milliyet.com.tr

Demokrasiye baraj
16 Temmuz 2010

Demokrasi kurallarına uygun bir seçim için, seçimin dürüst yapılması yeterli değil. Aynı zamanda seçmenin iradesinin yasama organına yansıması gerekir. Bunu sağlayacak olan seçim sistemi.
Türkiye’de seçimleri düzenleyen 2839 sayılı yasada 1987’de yapılan bir değişiklikle, siyasal partilerin TBMM’de temsil edilmeleri %10’un üstünde oy almaları koşuluna bağlandı.
Avrupa Konseyi’ne üye 47 devlet arasında Türkiye dışında % 10 baraj uygulayan başka bir devlet yok. En yakin Lichtenstein % 8 baraj uyguluyor. Ondan sonra % 7 ile Rusya ve Gürcistan geliyor. Üye devletlerin üçte birinde baraj %5. 13 devlette baraj % 5’in altında. 7 devlette ise hiç baraj yok.
Türkiye’de % 10 baraj, gerçek seçmen iradesinin Meclis’e yansımaması sonucunu doğuruyor. 2002 seçimlerinde AKP, oyların % 34’ünü alarak TBMM’de % 66’lık bir çoğunluğa sahip oldu (363 milletvekili). CHP %19 oyla Meclis’te % 33 oranında temsil edildi (178 milletvekili). DYP, MHP, Genç Parti, DEHAP barajı geçemediler.
2002 seçimlerinde Meclis’e yansımayan oyların oranı %45. Neredeyse verilen her iki oydan biri boşa gitmiş.
2007 seçimlerinde, AKP oyların %46.5’ini alarak Meclis’te % 62’lik bir çoğunluk elde etti (341 milletvekili). CHP %21 oyla, % 20 oranında temsil edildi (112 milletvekili). MHP % 14 oy oranıyla, % 13’lük bir temsil sağladı (71 milletvekili).
Bu tablonun da gösterdiği gibi, her iki secimde de AKP oyların çoğunluğunu almamasına karşın Meclis’te çoğunluğa sahip oldu. Başka bir deyişle, AKP her iki seçimde de ülkeyi tek başına yönetme yetkisini halktan değil, seçim sisteminden aldı.
2007 seçimlerinde, siyasal partiler % 10 barajını aşabilmek için başka yollara başvurdular. DSP, CHP’nin listesinden seçime girdi. Seçimden sonra CHP’den ayrıldı. DTP’liler bağımsız olarak seçildiler. Seçildikten sonra DTP’ye girdiler. % 10 barajı, siyasal partileri yasanın boşluklarından yararlanarak dolambaçlı yollara başvurmak zorunda bırakıyor.
Öte yandan, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi’nin 2007 yılında aldığı bir kararda, seçim barajlarının %3’ten yüksek olmaması öngörülüyor.
Parlamenter Asamble Türkiye’ye ilişkin olarak 2004 yılında aldığı kararda, % 10 barajının aşırı derecede yüksek olduğu ve aşağı indirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül 3.10.2007’de Parlamenter Asamble’de yaptığı konuşmadan sonra bir soruya şu yanıtı veriyor: “Ö(Türkiye’de) siyasal istikrar sağlandığına göre, % 10 barajı yeniden ele alınabilir.”
AİHM Büyük Dairesi % 10 barajı ile ilgili Yumak ve Sadak/Türkiye (8.7.2008) kararında, % 10 barajın aşırı yüksek olduğunu, siyasal partileri seçimlerin saydamlığı ile bağdaşmayan yöntemlere başvurmak zorunda bıraktığını, barajın düşürülmesi gerektiğini belirtiyor.
CHP’nin, secim barajının % 7’ye düşürülmesi önerisi, daha demokratik bir temsilin gerçekleşmesi için bir umut kapısı açtı. Barajın çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi neden % 5 olmasının önerilmediği tartışılabilir ve bu husus düzeltilebilir.
Ancak önümüzdeki seçimlerin % 7 ya da 5 barajla yapılmasının önündeki en önemli engel, seçim yasalarındaki değişikliklerin, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde uygulanmayacağını öngören Anayasa’nın 67 maddesi.
Yasada yapılacak değişikliğin bir yıllık süreye yetişmeyeceği göz önünde tutulursa, bu engeli ortadan kaldırmak için Anayasa’ya bir geçici madde eklemek gerekecek. Bunun için Meclis’te partiler arası bir uzlaşı sağlanması zorunlu.
Anayasa değişiklikleri paketinin amacı, Türkiye’de demokrasiyi daha ileri götürmek olsaydı bu konu paketin içinde yer alır ve sorun çözümlenirdi. Bu yapılmadı. Şimdi CHP’nin seçim barajını aşağı çekme önerisi, siyasal partilerin demokrasiye bağlılıklarının göstergesi olacak.



53
Ziyaretçi defteri kaydı

KEMALİST İZ YÖNETİMİ

Murat MOLU'nun Editörlüğünü ve İbrahim ERDOĞAN'ın moderatorlüğünü yaptığı Kemalist-iz.com Platformu İki Yıldır Faaliyetini Sürdürmektedir..
Op.Dr. Murat MOLU : muratmolu@gmail.com
İbrahim ERDOĞAN: www.ibrahimerdogan.com