ZİYARETÇİ DEFTERİNE YAZ
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı 2010 yılında kutluyoruz.
Nüfusunun üçte biri 18 yaş altı olan,büyük şehirlerde 1milyondan fazla kaçak köle çoçuk çalıştıran,doğu ve güneydoğu illerinde törenin,terörün ve cinsel tacizin kurbanı olmuş çocuklar bizim.
Meclis ve Siyaset koltuklarına 23 nisanlarda çocukları oturtmak yerine,büyüklerin sokaklarda dilencilik yaptırılan,yetiştirme yurtlarında unutulan,töreye ve teröre esir düşen,çöplerden karnını doyuran,tiner koklayan bizim çocuklarımızı ziyareti,koruması,sevmesi ve bizim çocuklarımız olduğu için saygı duymaları gerekir.
Çocuğa gerçek sevgi ve saygı "bizim gibi adam ol,gel otur makamıma" diye değil ,
"biz de çocukduk,yine çocuk olduk,sorunlarınızı biliyoruz,sizlere geldik" diyerek onlara kucak açarak gösterilebilir.
CUMHURİYET ÇOCUKLARI, BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.
nesrin
20 Nisan 2010 01:07 | ANKARA
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
SİZLERLE BİRLİKTE OLMANIN MUTLULUĞUNU YAŞIYORUM. BEN ATATÜRK KADINIYIM. KIZIMI DA OĞLUMU DA ATATÜRK GENÇLİĞİ OLARAK YETİŞTİRDİM. TORUNLARIM DA GELİYOR ARKADAN. BİZ BUYUZ. BU BÖYLE OLACAK. DÜNYA VAR OLDUKÇA.
Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 70.yılı ve kapatılışının 56.yılında;özgür düşünen,üreten,okuyan,kızını ve kadınını eve kapatmayan bireylere günümüzde ihtiyacımızın ne denli artığını üzülerek görüyoruz.
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği'nin site adresi www.ykked.org.tr
"Contingency Planning"
26 Şubat 2010, 15:53
Dr. Ali Nail KUBALI
Değerli okurlarım, başlıktaki acayip İngilizce deyim “kontincinsiy plenning” diye okunuyor. Bu deyimle Amerika'da danışmanlık yaptığım yıllarda tanıştım! Bakın nasıl:
Kansas eyaletinin küçük Wichita kentinde bir kuruluşun yönetim kuruluna organizasyon yapıları ile ilgili sunum yapıyorum. Yönetim Kurulunda, Afrika kökenli bir Amerikalı çok akılcı sorular soruyor. Toplantı sonrasında yanıma geliyor, teşekkür filan laflarından sonra, “İngilizcenizde biraz aksan var, nerelisiniz?” diye soruyor. Türk olduğumu duyunca çok güzel bir Türkçe ile konuşmaya başlıyor. Bu sefer şaşırma sırası bende. Küçük bir Amerikan kasabasında Türkçe konuşan bir zenci!
Türkçeyi nerde öğrendiğini soruyorum. Kendisinin silahlı kuvvetlerden emekli bir yarbay olduğunu, ABD Kara kuvvetlerinin Monterrey, California'da bir ordu dil okulu bulunduğunu; orada dünyanın hemen bütün dillerinin öğretildiğini anlatıyor. Soruyorum:
“Neden Türkçe?”
Gülüyor, “Benim ödev kentim İstanbul!”
“Nasıl yani?”
“Ben, Amerikan Silahlı kuvvetleri İstanbul'a girdiğinde, Türk sivil savunma ekiplerinin yolumuzu şaşıralım diye değiştirip karıştıracakları sokak isimlerini yerli yerlerine takmakla görevliyim. Emekli olmama rağmen her yıl tatilimi İstanbul'da geçiririm. Bunun için ordudan ücret alırım! İstanbul'u en küçük ara sokaklarına kadar bilirim.”
Adam bütün bunları gülümseyerek anlatıyor, benim ise kanım donuyor! Yirmili yaşlarımdayım!
Ağzımdan, “Ama biz sizin müttefikiniziz! NATO üyesiyiz!”sözleri dökülüyor...
Amerikalı'nın cevabı, “CONTINGENCY PLANNING!”
Amerikalı yarbay'in ağzından öğreniyorum ki ABD silahlı kuvvetlerinin her türlü ihtimale göre böyle yüzlerce planları vardır. Bunlar hazırlanır, yarın uygulanacakmış gibi çalışılır ve öylece bekletilirmiş. Bunların aslında “çok gizli” planlar olduğunu, detaylarını kendisinin de bilemeyeceğini anlatıyor. “Ama bunlar uygulanacak demek değildir. Sadece uygulamak gereken bir durum olursa hazırlıklı olmak içindir. Ayrıca sırf 'vak'a metodu' ile eğitim egzersizleri yapmak için, içine hatalar yerleştirilmiş planlar da vardır.” diye vurguluyor.
Şimdi değerli okuyucularım, size soruyorum: bir gün Amerikalı savcılar Pentagon denilen ABD Genel Kurmay Binasının kozmik odalarını arayacak olsalar. Amerika'nın en yakın müttefiklerini işgal planlarını bulsalar; ya da bir ABD Başkanının kafasını üşütüp ülkeyi nükleer savaşa sokmak gibi bir delilik yapmasını engellemek için hazırlanmış bir askeri plan bulsalardı (General A. Haig'in Nixon'un son döneminde Beyaz Saray'da görevlendirilmesini anımsayalım – benim 20.2.2010 tarihli yazım), acaba Amerikan medyası da, “Vay generaller müttefik bir ülkeyi işgal etmek için, ya da Hükümeti devirmek için planlar yapmışlar!” diye ülkeyi ayağa kaldırırlar mıydı? Her olasılık için hazırlanan böyle yüzlerce plan, yazıda kaldığı, Amerikan birlikleri fiilen kışlalarından çıkıp uygulamaya kalkmadıkları sürece “teşebbüs” sayılmazlar, suç da teşkil etmezler. Bundan dolayı değil midir ki bunları hazırlayan ABD'li generaller ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyorlar?
Acaba “contingency planning” denilen bu konuyu iyi bir öğrensek, ihtilal korkumuzu biraz kontrol altına alabilir miyiz? Ben sadece merak ediyorum....
3 Nisan 2010
Özdemir İNCE
Seçen ve seçilen kadın
3 NİSAN 1930 günü Türk kadınlarına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan yeni Belediyeler Kanunu kabul edildi. 80 yıl olmuş. Hayırlı olsun.
İsterseniz, Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya’sı (Pozitif Yayınları) aracılığıyla yüz yıl öncesine gidelim:
ONLAR BATIRDI SANKİ
“Çanakkale cephesinde dövüşen bir subayın, anaları Alman olan kızları bir gün Alman davetlileri ile buluşmuşlar. Enver Paşa bunu duyunca, cephede harp eden babayı hemen emekliye ayırmıştır. O aileden bir hanımla evli olan bir rüsumat memurunun da vazifesine nihayet verilmiştir.
Mütareke gazetelerini okuyan, Osmanlı saltanatının sanki kadınlar yüzünden batmış olduğunu zanneder. Mondros’la teslim olmuşuz, kadına hücum. Düşman donanmaları İstanbul Limanı’na demirlemişler kadına hücum. Hazne dar, o ay maaş çıkmamış, kadına hücum. Gazetelerin birçoğunda İstanbul polis müdürlüğü kadın meselesi ile alâkalanmadığı için tenkid edilmekte idi.” (s. 475)
İSTANBUL SOKAKLARI
“Osmanlı topluluğunda kadın. Taassuba karşı devletin başlıca tavizi idi. Taassup için ahlâk, ırz, ırz da bilhassa kadın demektir. İstanbul’da kadınların ırzından yalnız kocaları, ana babaları sorumlu değil idiler. Bütün mahalle halkı aile hayatını kontrol ederdi. Sokakta herkes kadın kıyafetine karışmak hakkını kendinde görürdü. Yüzler, eller, kollar ve bacaklar iyice kapanmalı, çarşaflar vücut biçimini hiç sezdirmemeli, peçeler bir süs değil, tam bir örtü olmalı idi. Harp, pahalılık gibi hadiseler olduğu veya idare aleyhine dedikodular arttığı vakit, hemen kadın kılığı günün meselesi haline gelirdi. Kadın erkekle bir arabaya binemezdi. Vapurlarda, tramvaylarda, muhallebici dükkânlarında kadın yerleri perde veya kafesle erkek yerlerinden ayrılmıştı. Mesirelere kadar her yerde harem vardı.
1908 Meşrutiyeti’den sonra dahi meselâ kız mekteplerinde edebiyat hocası harem ağası idi. Batılı tefekkür adamı, bir milletin medeniyetini ölçmek istiyor musunuz, kadına nasıl muamele ettiğine bakınız, der. Osmanlı topluluğunda bu bir dişi muamelesi idi.” (s. 474)
TOROS DAĞLARI’NIN FARKI
Osmanlı İstanbul’unda rejim ve “halkın değerler sistemi” kadına “hafifmeşrep”, “şehvet düşkünü” muameleleri yaparken, Toros Dağları’nda Türkmen ve Yörük delikanlıları ve genç kızları birlikte davar güdüyor, birlikte çalışıyordu.
Cumhuriyet, geleneksel kentli (İstanbullu) kadının “ilk fırsatta donunu ve şalvarını indirmeye hevesli dişi” imgesini değiştirip, onu onur, bilinç ve sorumlulukla donanmış bir birey haline getirmişti. Medeni Kanun, 3 Nisan 1930 tarihli kanun bu özgürleşme ve çağdaşlaşmanın itici gücü olmuştur. Aradan 80 yıl geçti, aileler ve mahalleli, kadının seçme ve seçilme hakkını elinden aldılar. Yakında, kızlarını okutmak için harem ağası aramaya ve belki de üretmeye başlayacaklar. Bu ölçüde pornolaşmış kafaya devrim-mevrim dayanmaz!
Bu yazı akıllara zarar.